Yokluğun tadı…

Her insanın hayatında bir başlangıç bir dönüm noktası vardır. Kimini hayat zorlarken kimine ise de altın bir tepsiyle sunar. Belki de çok basit bir hayatım olmadı ama her zorluğun ardından hep bir güneşin doğması paha biçilemezdi benim için.

Çocukluk çağım çok mükemmel geçmesede yokluğun verdiği o lezzeti belki de şuan hiçbir şey veremezdi.Biz yokluğun tadına varmış bereketi iliklerine kadar yaşamış bir nesildik aslında.

Şimdiki çocuklar çağın zorluğu, dijital dünyanın esareti, aşırı doygunluktan olsa gerek yaşamın tadını asla anlayamayacaklar.Bizim zamanımızda saat kavramı yoktu. Sokağa çıktın mı akşam ezanından önce eve gel yada hava kararmadan evde ol kavramı vardı. Ah o günler ne güzeldi. Oyunun tadına varıp da eve gitmek istemezsen artık sokakta Ayşe, Ahmet, Fatma sesleri havada uçuşurdu. Son lokmanın tadı da başkadır. Dedik ya yokluğun verdiği lezzet başka. Elimize verilen harçlıkla bakkalda ne alacağımızı şaşırırdık.Alıp da eve geldiğimizde herkes aldığını bir yere saklar ilk kim aldığını yerse onunkinin başına geçerdik. Uyanık olan kendi aldığını unutturur tenha bir köşede afiyetle yerdi.

Tartışmalar bile incir çekirdeğini doldurmaz ama mertliğimizden de vazgeçmezdik. Ne zaman ki akşama baban gelecek nasılsa lafını duyana kadar sürerdi tüm mertlik.İşin içinden çıkamazsa anam bizi balkona kitler(açık alan bu arada) perdenin az bir kısmını açardı ki televizyona bakardık. Bir yandan da aramızda suçluyu bulmaya çalışırdık. Ta ki karanlık sokakta taa karşı yoldan bisikletiyle gelmeye çalışan babamızı görene dek sürerdi. Babam eve gelip sorguya çekince ak koyun kara koyun çıkardı ortaya. Cezamızıda çekerdik tabi.

Azın en tatlı olduğu zamanlar yokluğun şükür olduğu zamanlardı. Çünkü azda nimete Allah çok güzel lütuflar vermişti. Şuan çok daha iyi anlıyorum. Yokluk dedik ya alınan herşeyin hesabı yapılırdı evimizde iktisadlı kadındır anacım. Cumartesi günleri pazar olurdu. Babam işten çıkar anamda evden iki pazar çantasını (beyaz çuvaldan dikme) alırdı yola düşerdi. Biz daha küçüktük ablamla o zaman.Anam kapıyı üzerimize kitler bide bizi tembihlerdi. Kapı çalarsa açmayın (kapı zaten kilitli) diye. Biz ablamla çizgi film izlerken Bi süre sonra sıkılır. Karşı yoldan geçecek olan kişilere bakardık. Sokak lambasının altında beliren bisikletli adamla elinde poşeti olan kişileri gördük mü sevinir kapıda hazır beklerdik. Babamız bize pazardan şimdikiler bilmez biz” panko” derdik üzerinde meşhur Japon çizgi film karakteri galiba saçları iki yandan bağlı sarışın “Candy” vardı. Ama ne sevinir ne yerdik. Paketi çok büyüktü bide baya bereketliydi kolay kolay bitmezdi.

Şimdi düşünüyorum da eskiye dair ne varsa yok oldu. İnsanlık, komşuluk, dostluk, hava, su, toprak bile değişti. Geriye sadece anılar kaldı. Bide şu şehre ve değişen çağa rağmen saflığını hiç kaybetmeyen köylü düşüncede olan anam babam bizde öyle yetiştik. Fakat çağa ayak uyduramadığımızdan olsa gerek yaya kaldık. Başkalarının mutlu hayatı, gezmesi eğlencesine ah çekerek baka kaldık. Biz bize yeteriz Rabbimiz rızkımızı kesmez verdiğine şükür vermediğine imtihan deriz dedik kaldığımız yerden yaşamaya başladık.Hayat kimine herşeye rağmen gülerken bizi de imtihanın sabrıyla sınadı veren o kadar kıymetli ki baş tacı edip sabrettik. Şimdi de bu hayata dört elle sarılıyoruz. Nefes aldıkça ne umut bitiyor ne de sevinçler.

Üzüntüler hep var sen yeter ki gözünde büyütme.Bir mum yak ve eskiyi düşün, aç radyoyu al eline çayını bak bakalım insanda ne gam kalır nede keder. Zaten varacak yerimiz de sevgilinin yanı değil mi ki…

Yorum bırakın